Bugün: 08.07.2020

MAZLUM ÇORUH’U ANMAK VE ANLAMAK GEREK YOKLUĞUNU

MAZLUM ÇORUH’U ANMAK VE ANLAMAK GEREK YOKLUĞUNU

Yusufeli’nde doğa ve çevreye, kültür ve sanata , geçmişe, geleceğe, vatana, toprağa sahip çıkmak;, sahip çıkarken hiçbir şeyden habersiz yaşayan binlerce insana bir şeyler anlatabilme zorluğu bazen insanı çok yoruyor!. 27.01.2020 17:58

Mazlum Çoruh ülkemizin önemli aydınıydı. Ayhan Kaleli ve birkaç vatan yürekli insanlarla bir melaneti önleyebilmenin mücadelesini verdi. 14 yıl boyunca!. Sözle, kitapla, yazıyla, canlı TV programlarıyla avazı çıktığı kadar, sesi batana kadar haykırdı, konuştu, anlattı. Benim söylediklerimi çürütün dedi. Ben yanlış konuşuyorsam hapsedin, en ağır cezayı verin dedi. Herkes sağırı, körü, lalı oynadı!.

Mazlum Çoruh 2019 yılının ekim ayında aramızdan ayrıldı. Onun bıraktığı boşluğu dolduracak kimse yok!.. Bunun farkında olan dostu Ayhan Kaleli duygularını dile getiren bir yazı kaleme aldı. Ben de Mazlum Çoruh’un dostu Sami Özçelik olarak bu yazıya istinaden bir yorum yazısı yazdım. Gönülden gelen ses yazıya dönünce duygular da kabarıyor!.. Ayhan Kaleli’nin yazdığı yazı;

“Tarihinden emin değilim ama 2007 2008 olabilir. Naci abi köye gelmişti misafir oldu gezdik. Yusufeli’li olmanın en büyük ve en ağır yükü sanırım bizlerin omzuna binmişti. Bu yükü omuzlamamız bilenin sorumluluğu vardır düşüncesine dayanaktı. Bir avuç Yusufeli sevdalısı diye adlandırdığımız bizler ayrı bedenlerde aynı ruhla yola çıkmıştık işte bu dönemde Mazlum Çoruh'la (Naci Özen)ile tanıştık. Kendisi İstanbul eski büyük şehir belediye başkanı Kadir Topbaş'ın yakını idi. Büyük şehir belediyesinde danışman olarak çalışırdı mühendisti.
Yusufeli’ne geldiğinde ilk önce baraja karşıt mücadele eden arkadaşlarla bağlantıya geçti.

Zaten kaç kişiydik parmakla sayılacak kadar az. Bu tür mücadelelerde duygusallığa yer yoktur. Herkes düşüncesi kadar vardır. Naci abi tam bir yurt severdi. Yusufeli onun için vazgeçilmeziydi. Daha önce kurulmuş olan Yusufeli kültür derneği bünyesinde Yusufeli dernek başkanımız ve parmakla sayılacak kadar az arkadaşımızla yollara düştük. İlk protestomuz Barhal nehri ile Çoruh’un birleştiği noktada Çoruh nehrine çiçekler attık. Dini bayramdı başka bayramlaşacak kimseyi bulamadık. Kendi aramıza bayramlaşıp Çoruh nehrine koştuk.

Çoruh bizim atamızdı ve “Dede Korkut”umuzdu. Onun kenarında büyüdük. Bizi arayan büyüklerimiz mutlaka Çoruh kenarında bulurdu o kadar bizim için değerliydi. İşte biraz da duygusallık vardı kabullenemiyordum ona kelepçe vurulmasını. Birçok etkinlik toplantı büyük bir bölümü şehirlerde olmak üzere (İstanbul Ankara Bursa) bilgilendirme salon toplantıları yaptık. Dedik ya biz istemezükçüydük. Kalkınmanın önündeki engeldik. Daha doğrusu vatan haini idik çünkü barajlara karşı çıkıyorduk.
Olsun vatan haini ağır bir suçlamadır insan için ama bizim için icraattı çünkü toprağımıza sahip çıkıyorduk ve üzerimize almadık. Naci abi baştan söylediğim gibi mühendisti. Bunun teknik boyutunu ele alabilirdi ama çevresel ve sosyal boyutları konunun uzmanları tarafından toplantıda sık sık dile getirildi. Bu veriler toplanarak Naci abi kitabını bitirdi. Bir melanetin anatomisi Çoruh enerji planı. Vefatına kadar haftada en az 1 kez olsun telefonla veya yüzyüze görüşürdük.

Son görüşmemiz geçen yıl son baharda olmuştu. Çok çaresizdik ben şöyle teselli ediyordum. Vicdanımız başaramasak bile o toprakların çocuğu olarak vicdanımız rahat öleceğiz. Bu mücadelenin ayrıntılarına girecek olursak çok uzun ve dikenli yoldu. Beni en çok mücadele değil insanların vurdum duymazlığı bıktırdı. Olmadık yakıştırmalar nefret ettik ve çok üzülmeye başladık. Başaramadık sonuçta.

Naci abi sık sık bu Yusufeli barajı beni öldürecek yok oluyoruz bir kültürde yok oluyor. Naci abi 1 kalp ameliyatı geçirmişti. Bunun stresi sanırım en büyük etkendi vefatında ve artık Yusufeli ilçe merkezine gittiğim zaman beni de çok sıkıyor ve boğuluyorum. Sahip çıkılmadığı için hatta barajın temeli atılırken 90- 100 yaşında ki Yusufeli'lerin gelip elleri patlarcasına alkışlamaları bizi kahretti.

İçinde çok değer verdiğim arkadaşlar var onları tenzih ediyorum ama Yusufeliyi sevmiyorum.
İlçe merkezine indiğim zaman boğuluyorum. Bundan son 15 yılda yaşadıklarımın büyük payı var ve içim titriyor. Şimdi Çoruh yok oldu Naci abinin feryatta kayalarda yankılanıyordur herhalde. Ne diyebilirim ki bir çok mücadelede farklılıklar yaşasak bile amacımız aynı idi.

Naci abi seni gerçekten çok özlüyoruz Nur içinde yat. sanırım en azında vicdanın rahat öteki dünyaya göçtün. Bir mazlum Çoruh geçti bu dünyadan Çoruh gibi tertemizdi bütün sermayesinde doğduğu topraklara aşık olmaktı ve onu aldı o topraklar hoşçakal abi
…..
Çok değerli Ayhan abi; Ortak dostumuz sevgili Mazlum Çoruh'un ölümü hepimizi derinden üzdü. Ben cenazesine yetiştim. Biliyorsun fişte tutuluyordu. Ne zaman çekileceği belli değildi. Ölüm gerçekleştiğinde fişi çektiler ve ertesi günü cenaze tarihi belli oldu. Benim Artvin'den oraya yetişmem imkânsızdı.

Uçak biletlerini araştırdık sabah 05.00'te bulduk. Ben gece 22.00'de Köprübaşında otostopla Hopa'ya, oradan Havaş ile Trabzon'a gittim. Sabah 08.00'de Zincirlikuyu Mezarlığı'ndaydım. İlk defa girdim o mezarlığa. Çantamda Artvin'den götürdüğüm bir poşet toprak vardı. Mazlum bey tepeden tırnağa Artvin, tepeden tırnağa vatan ve tepeden tırnağa insanoğlu insandı. Artvin toprağı O’na o kadar çok dosttu, yarendi, akrabaydı ki…


Mezarı için belirlenmiş yeri görünce; bu mezar yerini ailesi olarak siz mi belirlediniz diye sordum. "Hayır, mezarlıklar müdürü belirliyor. Dediler. Büyük bir çam ağacının altındaydı mezarı. O doğayı, toprağı, yaprağı, suyu, ırmağı, çok severdi. Naaşı mezara indirilince poşetteki toprağın bir kısmını başının altına, bir kısmını kefeninin üstüne serdik. Kalan kısmını da mezarının üstüne ailesiyle birlikte serpiştirdik.

Bu o kadar çok anlamlıydı, O kadar çok duyguluydu ki; Sözün bittiği yerdi. Gözyaşlarının Barhal misali, Çoruh misali akışıydı. Mazlum Çoruh 3 kuruş diye tabir edebileceğimiz emekli maaşıyla 10 çocuğa burs veriyordu. Bursiyerlerinin tamamı kız öğrencilerdi.

Bursiyerlerinden birisi genetik mühendisliği okuyan kızımdı... Mazlum Bey, dediğiniz gibi gerçek vatan aşığı idi. Onun için eğitime çok önem verirdi. Çünkü bu vatanın eğitimli beyinlere, gençlere ihtiyacı vardı. Bir kaç projesi vardı. ömrü vefa etmedi.

En son olarak Artvin'e hiç gelmemiş kızını ikna ederek gezdirdi. Birlikte Artvin'deki Koru Hotel'in bahçesinde oturduk. Sohbet ettik. Macahel'e gittiler. Benim başka yerde işim olduğu için oraya eşlik edemedim. Macahel'de bir pansiyonda yemek yemişti. Oradaki işletmeci 30 TL almış. Artvin'e geldi. Bana dedi ki; Sami ben Macahel'de bir pansiyona gittim.
Kızım ile birlikte yemek yedik. Ama benden çok az para aldı. şu parayı ona bir şekilde ver helal etsin. üç günlük dünya ölüm var kalım var.” dedi. Bu dediklerim onun insani yanıydı. Kusursuz Enerji Planı bilgelik ve yazarlık yanıydı. Çoruh'u, Çoruh Vadisini, ırmaklarımızı savunması onun mücadeleci yanıydı.

Ruhun şad olsun Naci abi. Seni ne zaman ansam gözyaşlarıma engel olamıyorum, yüreğim sızlıyor. Çok tanıdığım insan öldü. Ama senin ölümün bir yanımızı felç etti Naci abi.. Çoruh yetim kaldı, Yusufeli Nuh tufanı öncesi gibi hazırlanıyor!. Ama bir toplum helak olmak istiyorsa peygamber gelse neye yarar? Senin deyiminle salhane kasabına aşıksa bu insanlar? Beni dinlediğiniz için teşekkür ederim!"
Mekânın cennet olsun...

Etiketler: Artvin

Diğer Siyaset Alt2 haberleri

  • PAYLAŞ

YORUM EKLE

Misafir olarak yorum yapıyorsunuz. Üye Girişi yapın veya Kayıt olun.